Biri ya da kendini
Mantığın artık devre dışı kaldığında tüm zihni duygusallığın yönetmeye başlıyor. Bu çok doğru bir şey değil çünkü duygusallık ya hayatında çok değer verdiğin birini ya da kendini kaybetmene neden oluyor. Duyguların yoğunluğu bazen o kadar artıyor ki, doğruyla yanlışı ayırt etmek zorlaşıyor; kalbinin sesi ile zihninin sesi birbirine karışıyor. O anlarda insan, aslında ne hissettiğini değil, hislerinin onu nereye sürüklediğini yaşıyor.
Küçüklüğümden beri üstümde aldığım yaşlara nazaran çok daha ağır sorumluluklar vardı. Benim ortaokul ve lise dönemlerimin başına kadar hayat tam da verilebilecek en güzel şekilde sunulmuştu karşıma. O zamanlar her şey daha net, daha anlaşılırdı sanki. İnsan büyüdükçe sadece yaş almıyor; aynı zamanda yük de biriktiriyor. Bazı şeylerin sonu var, aslında çoğu şeyin sonu var. Ama insan bunu kabullenmekte zorlanıyor. Çünkü alıştığı şeylerin bitmesi, bir parçanın eksilmesi gibi hissettiriyor.
Duygusal bir ebeveyn olan annemden duygusallığı almıştım bir kere ve bu yaşıma kadar da iyi ilerlediğimi düşünüyorum. Empati kurabilmek, derin hissedebilmek bana hep güçlü yanım gibi gelmişti. Ta ki duygusallığımı kontrol edemeyeceğim bir boyuta getirene kadar. Tabii ki insan bu raddeye gelene kadar farkına varmıyor bazı şeylerin. İnsanın gözüne kolay atlatılabilir geliyor, “düşerim ama kalkarım” gibi… Ama bazı düşüşler var ki kalkmak sadece zamanla değil, kabullenmekle mümkün oluyor.
Lakin fazla duygusallığım sonucunda düşüncelerime engel olamadım ve canımdan çok dünyam diye sevdiğim insanı hayatımdan çıkarmak zorunda kaldım. Onu çok severek kendimden uzaklaştırmak sanırım bu dünyadaki sınavım. Sevmek bazen yanında kalmak değil, gitmeyi göze alabilmekmiş; bunu yaşayarak öğrendim. Göz göre göre ona zarar veremezdim, o mutluluğu hak ediyordu. Ben onu onsuz da severim, yeter ki yüzü gülsün diyerek gitmek zorunda kaldım. Bu cümleyi kurmak kolaydı belki ama yaşamak… işte orası en zor kısmıydı.
Kendime yoğunlaştım bir iki haftadır ve bazı duygularımın yaralarımı deşmeden, onları kanatmadan geçmeyeceğini gördüm. Kaçtıkça büyüyen duygular var, bastırdıkça daha çok hissedilen. Anne konusunda kanattım kalbimi; evet onu seviyorum, bana tonlarca yük, sorumluluk ve yalnızlık hissi bırakarak gitti. Ama artık yoluma bunlar taş koymamalı. Çünkü insan bazen geçmişin yükünü sırtında taşıdıkça ilerleyemiyor. Bırakmayı öğrenmek gerekiyor ama bırakmak, vazgeçmek değil; sadece kendine yer açmak aslında.
Hayatın ne zaman ne çıkaracağını kimse bilemez. Lakin sürekli bunu düşünerek de ilerlenmiyor. Çünkü her ihtimali kontrol etmeye çalışmak, insanı yavaş yavaş tüketiyor. Bir sürü düşünce, duyguların yoğunlaşmasına ve eninde sonunda ya birini ya da kendini kaybetmene neden oluyor. Ve en acısı, insanın kendini kaybettiğini çoğu zaman en son fark etmesi.
Bazı şeyler elden gelemiyor. Mesela ben, kontrol edemediğim şeyleri bırakmam gerektiğini biliyorum ama bunu nasıl yapacağımı henüz öğrenebilmiş değilim. Belki de bu bir süreçtir; bir anda değil, yavaş yavaş öğrenilir. Hayatın benim bu kadar duygusallığımı kaldırabilecek bir yer olmadığını biliyorum, o yüzden önce kendimle savaşmam gerekiyor. Çünkü insan en büyük savaşı başkalarıyla değil, kendi içinde veriyor.
Kaybettiğimi geri kazandım ama tekrar kaybetmemek için çok büyük savaşlar veriyorum içimde. Aynı hatalara düşmemek, aynı acıları tekrar yaşamamak için kendimi dizginlemeye çalışıyorum. Tekrar eskisi gibi sancılı günler yaşamak ve yaşatmak istemiyorum. Çünkü artık sadece hissetmek değil, hissettiklerimi yönetebilmek istiyorum.
Duygusal biri olmayı seviyorum. Bu beni ben yapan şeylerden biri. Ama bunun beni yönetecek kadar güçlü olmaması gerektiğini de biliyorum. Duygularımın içinde kaybolmak yerine, onların içinden geçebilmeyi öğrenmek istiyorum. Nasıl olması gerektiği hakkında çok net bir fikrim yok belki ama deniyorum, çabalıyorum. Ve sanırım en önemlisi de bu.
Hiçbir acı sonsuza kadar sürmez, bunu da biliyorum. Ama bazı acılar geçerken insana bir şey öğretir. Belki de mesele acının geçmesi değil, geride bıraktığıyla ne yaptığımızdır. Ben de öğrendiklerimle daha güçlü biri olmayı, kendimi kaybetmeden sevebilmeyi ve sevilmeyi öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü insan en çok da kendini kaybetmeden sevdiğinde gerçekten var olabiliyor.

Yorumlar
Yorum Gönder