Kayıtlar

Hayatın Küçük Güzel Şeyleri Fark Ettirmeden İnsanı Hayatta Tutması

Resim
Bugün bilgisayarımın başına oturduğumda daha umut dolu ve neşeli şeyler yazmak istediğime karar verdim. İyilikleri görmek istiyorum birazda. Hayatı, küçük sandığımız ama aslında kalbimizde büyük bir yer kaplayan bir sürü olgu ile yaşıyoruz.. Mesela şükür ki yaşıyor, nefes alabiliyoruz. Ya da yürüdüğümüz bir yolda küçücük bir bebeğin bize pür dikkat kesilip sonra yüzüne gülümseme kondurması, üstüne el sallaması gibi şeker bir olayı kucakladığımız zamanlar oluyor. Ya da sevdiğimiz bir ambiansta bize kısa gibi gelse de huzurlu hissettiğimiz yerlerde bulunuyoruz. Mesela hayatta bizim için önemli günler var. Bunların bazılarını sayacak olursak, doğum günlerimiz, uzun süren bir ilişkimiz varsa yıl dönümlerimiz, sevdiklerimizin doğum günleri, mezuniyetimiz, düğünümüz, iş görüşmesine gittiğimiz o stresli gün.. Planlı yaşadığımız bu büyük günlerde muhakkak ufak tefek de olsa pürüzler yaşanıyor. Ki özellikle böyle planlanmış olan günlerde yaşanan olumsuzluklar canımızı çok daha sıkıp belki de ay...

Biri ya da kendini

Resim
Mantığın artık devre dışı kaldığında tüm zihni duygusallığın yönetmeye başlıyor. Bu çok doğru bir şey değil çünkü duygusallık ya hayatında çok değer verdiğin birini ya da kendini kaybetmene neden oluyor. Duyguların yoğunluğu bazen o kadar artıyor ki, doğruyla yanlışı ayırt etmek zorlaşıyor; kalbinin sesi ile zihninin sesi birbirine karışıyor. O anlarda insan, aslında ne hissettiğini değil, hislerinin onu nereye sürüklediğini yaşıyor. Küçüklüğümden beri üstümde aldığım yaşlara nazaran çok daha ağır sorumluluklar vardı. Benim ortaokul ve lise dönemlerimin başına kadar hayat tam da verilebilecek en güzel şekilde sunulmuştu karşıma. O zamanlar her şey daha net, daha anlaşılırdı sanki. İnsan büyüdükçe sadece yaş almıyor; aynı zamanda yük de biriktiriyor. Bazı şeylerin sonu var, aslında çoğu şeyin sonu var. Ama insan bunu kabullenmekte zorlanıyor. Çünkü alıştığı şeylerin bitmesi, bir parçanın eksilmesi gibi hissettiriyor. Duygusal bir ebeveyn olan annemden duygusallığı almıştım bir kere ve b...

Gerçekten Bu Kadar Zor Mu?

Resim
Bilmiyorum, sanırım hayatta ki güzel şeyleri göremeyecek kadar yorgun hissediyorum kendimi. Her şeyi bir şeye bağlamışım gidiyorum. Öyle olacağı yoksa bile öyle oluyor. O kadar yoğunlaştırıyorum ki zihnimi hiç yoku var edebiliyorum. Kendimi yıpratmam yetmezmiş gibi çevremi de yıpratıyorum. Ki çok da çevrem kalmadı artık.. Oysa tek istediğim geçmişte ya da gelecekte yaşamak değil. Benim istediğim an şu an. Ben var olduğum zamanın kıymetini bilmeyi öğrenmek istiyorum. Gerçekten iyi olmak bu kadar mı zor? Huzurda, güvende hissetmek istemek yürüdüğün yollara taş koymak gibi geliyor. Keşke ile başlayan cümleler geçmiş için kullanılır ama ben şu an geleceğe dair ya da şu ana dair bir keşke cümlesi yazmak istiyorum. "Keşke hayatımda ki o çok önemli insanın beni sevdiğine inanabilseydim. Keşke böyle bir kahve içtiğimiz esnada bana 'Aa evet bak işte hissettim, gerçekten ben onun için tekim.' yüklemesi yapılabilse. Bunun için canımı verirdim. Çünkü şu an hayatta benim için güvende h...

Seninle anlaşabilmenin farklı yollarını arıyorum,

Resim
Sanki hiç aramamış gibi. Bitmek bilmez bir çaba vardı seninle benim için, içimde. Ne kadar yorulsam, kırılsam, tükensem de çabam sonuna kadar gitti.. Hep seninle anlaşabilmek için yollar aradım. Seninle kalabilmek için.. Bazı cümlelerin öyle can yaktı ki, tek özürünle affettim. Gerçi neredeyse her özürü de benim rica minnetime diledin. Bazı zamanlar gözlerinden öyle bir öfke fışkırıyordu ki, bir adam sevdiğine bu kadar kin duyamaz diye düşündüm. Çoğu zaman sevdiğini düşünmedim beni, çünkü anlamak için çabaladığın kadar bana hiç yeterli gelmedi. Oysa dünyanın en kolay memnun edilebilen insanı falan olabilirdim. Şimdi buraya ‘hatalarını kabullenmekte çok zorlanan ve karşında ki insana verdiğin hasarın farkında olmayan bir insansın’ diye yazacağım ama sen bunu da kabullenmeyeceksin. Şunu öğrendim sayende, yeryüzünde yaşamış en şeffaf insan ben olayım, açık iletişimde ne kadar bulunursam bulunayım gerçekten insan yani sen, duymak istediğini duyuyorsun. Sana bu yazdığım bilmem kaçıncı para...

Olduğu Kadar’

Resim
Az önce sosyal medyada gezerken bu cümle karşıma çıktı. “OLDUĞU KADAR” Peki ne bu olduğu kadar, yani tam anlamıyla nereye kadar olduğuna kanaat geliyoruz veyahut aynı şekilde ne kadar olduğunda olmadığını anlıyoruz. Ya ben çok sabırlı ve denemekten bıkmayan, aynı konuyu aşmak için defalarca üstünde düşünmekten bıkmayan bir insansam ve o zaman benim ‘olduğu kadar’ ki kısmı nerede kalıyor. Ya da belki de hiç çaba göstermeden ilk sefer de ‘ben yaptım, olduğu kadar’ dediğimde gerçekten olduğu kadar ki yere gelmiş mi oluyorum? Tamam geçiyorum burayı, madem geldik olduğu kadar ki o kısma, gerçekten vazgeçmemiz mi gerekiyor, yoksa dememiz mi? Bilmiyorum bugün yalnızca sorular sorarak zihin egzersizi yapasım geldi. Sanırım bu blogun sonu gelmeyecek çünkü olduğu kadar artık..

Yemek Sofrasında Bir İlişki

Resim
Hayatım bak ben bu yemeği çok seviyorum bir kez benim için dener misin; Ben sevdiğim için yapar mısın ricasıdır. Yani herhangi bir olguyu ben seviyorum, sen de beni seviyorsan bunu yapmanı, denemeni istiyorum demektir. Hayatım bak bunu daha önce hiç denemediğini ve korktuğunu biliyorum ama ben çok seviyorum benim için dener misin; Daha önce konuşulan herhangi bir konuda bir tarafın sevmediği ama diğer tarafın sevdiği bir olay olduğu zaman, sadece duyulan sevgiden deneyimlenmesi ve yapılmaya çalışılması demektir. Hayatım senin gibi ben de bu yemeyi denemedim daha önce senin gibi ben de korkuyorum lütfen elimi tutup benimle birlikte dener misin; İki kişinin de nasıl davranacağını bilmediği o anda birbirine güç olup, aralarında ki bağı kuvvetlendirmek için attıkları en güçlü adım demektir. Hayatım bu yemeği çok sevdiğini biliyorum ama bu yemeği bu kadar çok yersen canın acıyabilir seni düşündüğüm için söylüyorum; Yaşanılan olaylarda her ne kadar bir davranış sevilse de fazlaya kaçtığın...