Biri ya da kendini
Mantığın artık devre dışı kaldığında tüm zihni duygusallığın yönetmeye başlıyor. Bu çok doğru bir şey değil çünkü duygusallık ya hayatında çok değer verdiğin birini ya da kendini kaybetmene neden oluyor. Duyguların yoğunluğu bazen o kadar artıyor ki, doğruyla yanlışı ayırt etmek zorlaşıyor; kalbinin sesi ile zihninin sesi birbirine karışıyor. O anlarda insan, aslında ne hissettiğini değil, hislerinin onu nereye sürüklediğini yaşıyor. Küçüklüğümden beri üstümde aldığım yaşlara nazaran çok daha ağır sorumluluklar vardı. Benim ortaokul ve lise dönemlerimin başına kadar hayat tam da verilebilecek en güzel şekilde sunulmuştu karşıma. O zamanlar her şey daha net, daha anlaşılırdı sanki. İnsan büyüdükçe sadece yaş almıyor; aynı zamanda yük de biriktiriyor. Bazı şeylerin sonu var, aslında çoğu şeyin sonu var. Ama insan bunu kabullenmekte zorlanıyor. Çünkü alıştığı şeylerin bitmesi, bir parçanın eksilmesi gibi hissettiriyor. Duygusal bir ebeveyn olan annemden duygusallığı almıştım bir kere ve b...