Zamancık!
Bu zamana kadar hep, zamanın azlığından ve yetersizliğinden bahsedip durdum. Bir türlü koskoca dakikaları, ayları, yılları kendime yeterli bulamadım. Yeri geldi üzerimdeki yüklerin varlığından şikayetçi oldum ve bu yüzden zamandan nefret ettim. Acaba diye düşünmekten yoruldum, acaba bu kadar fazla yük olmasaydı üzerimde, istediğim tonlarca şeyden bazılarını yapmaya fırsatım olabilir miydi? Kendime dahada vakit ayırabilir miydim? Ya da daha az düşünseydim mesela. Zaman, o zaman benim için hızlı akıp gitmek yerine dahada mı yavaşlardı? Şimdi gelipte bana, ama zaman hep aynı, değişiklik yok, herkes için aynı olguda akıp gidiyor demeyin sakın. Aynı akmıyor çünkü. Yüklerimiz, yaşadıklarımız, düşünüp durduklarımız, yalnızlıklarımız... Bu saydıklarım gibi daha niceleri, yavaşlatıyor saatleri. Lakin bu yavaşlama, yavaşlatıyormuş gibi gözüken bir yavaşlama. Aslında hızlandırıyor ve yetersizleştiriyor. Kendi benliğinizde ki saniyeleri de alıp içine çekiyor. O kadar çok isterdim ki rayına oturmuş bir yaşam. Yürümekten sıkılmadığım bir yol. Her sabah kalktığımda acele acele yetiştirmeye çalışmak zorunda kalmadığım bir sürü sorumluluğum olmayan sorumluluklarım. Onun yerine gerçeken sorumlu olduklarımı günüme yayarak yapmayı, çok isterdim. Mesela daha az düşünmeyi. Düşünmekten yana sıkıntım yok, çok severim kendilerini. Ama başına "çok fazla" kelimesi gelince olmuyor, bir o kadar da nefret doluyor minicik kalbim. Kendisini geliştirmeuyi çok seven ve bundan sıkılmayan bir kişiliğim var. Aslında vardı. Fakat vaktim o kadar dar ki yapamıyorum. Başladığım her şey yarım kalıyor. Zaten çok düşünüğüm yetmiyormuş gibi bir de üstüne, neden yarım kaldılarımı düşünüp, onlara ve kendime kızıyorum. Bakın o kadar geldim burada anlattım size bazı şeyleri. Ama ne oldu yine elim kolum bağlı. Yine zamanı kendine yetiremeyen bir Gülsimay ve üzülerek söylüyorum ama geçip giden ve yok olan bir ömür...

Yorumlar
Yorum Gönder